“Hastalıkların en etkili ve güzel ilacı, o hastalığa yakalanmadan önce doğru ve kaliteli yaşam şeklini benimsemek ve gerekli önlemleri almaktır aslında”

            Bu ilacın en kolay bulunabileni ve masrafsız hatta bedava olanı ise “doğru ve sağlıklı iletişim” kurmaktır. Sabah, öğle, akşam ve her zaman, aç veya tok istediğiniz kadar alabilirsiniz. Her şeyin fazlası zararlı, ancak  bu ilaçtan ne kadar çok alırsanız o kadar sağlıklı olursunuz. Reçeteye gerek yok. Sizin en garantili sağlık güvenceniz etkin iletişim becerileriniz.

            Beslenme şeklimiz de çok önemli. Aslında bizim için en organik besin kaynağı, sağlığımızın ilacı “doğru ve sağlıklı iletişim”dir.

            İletişimde bilgi, duygu ve düşünceleri paylaşırken dikkat edilmesi gereken en önemli husus, iletişimi başlatan kişi tarafından farklı kanallar aracılığıyla, sözcükler, beden dili ve etkili ses tonu ile verilen mesajların değerini yitirmeden ve doğru bir şekilde karşı tarafa ulaşabiliyor olmasıdır. İletişimi devam ettiren kişinin sözlü ve sözsüz kanallarla gelen mesajı yanlış algılamaması en önemli aşamadır. Ancak farklı yaşta, kültürde, cinsiyette, farklı sosyal ortamlarda, farklı ailelerde, arkadaşlarla, okullarda yetişmiş, farklı inanç, karakter, duygu ve düşüncelere sahip kişilerin gelen her mesajı aynı şekilde algılaması mümkün değildir. “İnsanların tek ortak özelliği herkesin birbirinden farklı olduğudur”

           

            En uzak mesafe ne Afrika’dır, ne Çin, ne Hindistan

            Ne gezegenler ne de yıldızlar geceleri ışıldayan

            En uzak mesafe

            İki kafa arasındaki mesafedir

            BİRBİRİNİ ANLAMAYAN

                                     Can YÜCEL

 

            İletişim sürecinin doğru ve en etkili şekilde gerçekleşmesi karşılıklı anlayış, hoşgörü, empati, sevgi, saygı ve güven gerektirir. Hepimiz tepkilerimizi kontrol altına almak zorundayız. Rahmetli Üzeyir Garih’in dediği gibi “kızma hakkımızı” cebimize koyup saklayalım. Bir süre sonra cebimizden çıkaralım, ihtiyaç duyarsak kullanalım. Çoğu kez kullanma gereği hissetmeyeceğiz zaten.

            “Bizi üzen veya kızdıran davranışlar ve problemlere verdiğimiz negatif yüklü olumsuz tepkilerin sorunların çözümüne hiç bir katkıda bulunmayacağı kesin. Hatta negatif enerji, tarz ve yaklaşımlar yalnızca karşı tarafı yıpratmaz, kendinizi daha çok tüketir. En önemlisi nokta ise, negatif enerji çözüme katkıda bulunmadığı gibi problemleri daha çözümsüz ve zor hale getirir.”

            Şimdi size son günlerin en güzel haberini vermek istiyorum. Hatta son dakika, şok veya flaş haber olarak da düşünebiliriz. “İletişim becerisi hepimizde yeteri kadar var. İsteyen herkes tarafından geliştirilebilir, hepimiz içimizdeki cevheri çıkarabilir ve üstün iletişim becerilerine sahip olabiliriz”. Yeter ki biraz farkında, kararlı, inançlı ve azimli olalım.

            İletişim becerimiz,  sonradan kazanılan değil, doğuştan var olan, büyüdükçe zaman içinde kaybettiğimiz, etrafımızda olup bitenleri gözlemleyerek körelttiğimiz, içimizde saklı kalmış doğru ve pozitif davranışları geri getirebildiğimiz kadar gelişebilir. Yani, doğru bildiğimiz yanlışlarımızı düzeltebildiğimiz kadar ilerleyebiliriz. Önemli olan gizli olan saklı kalmış potansiyelimizi açığa çıkarmak.

             İnsanlar doğduğu zaman mükemmel bir iletişimci olarak doğar. En iyi öğretmenlerimiz küçük çocuklar değil midir? İletişim kurarken göz temasından asla ödün vermezler, siz bakmıyorsanız kafanızı kendine doğru çevirmek için çabalar, beden dillerini en doğal, etkin şekilde ve doğru biçimde kullananlardır.  Bunun yanında iletişim tarzımızı etkileyen ve doğuştan gelen genetik özellikler ve rol modelimiz olan örnek aldığımız kişiler olabilir. Ör: ablamızın veya ağabeyimizin duruşu, arkadaşlarımızın giyim tarzı, sevdiğimiz sanatçının saç şekli, babamızın yürüyüşü, annemizin oturuşu, öğretmenimizin konuşması gibi...

            İletişim becerilerimizi geliştirmeye ilk olarak hayata pozitif bakışımız ile başlayabiliriz. Her koşulda “elimizde olmayanlara ve elde edemediklerimize üzülmek ve kızmak yerine, elimizde olan ve sahip olduğumuz şeylere odaklanıp mutlu olmayı tercih ederek” ilk adımı atabiliriz. Başarısızlıklarımız herkes için “TECRÜBE veya DENEYİM” denen yeteneklerimizin besin kaynağı aslında. Her dibe vurmuş başarısızlık başarı için atılan ilk adımdır, yukarı çıkmamız için ilk basamak aslında... 

           

            Hastalıkta ve Sağlıkta iletişime gelince...

            Sağlık konusu hepimiz için öncelikli, çok hassas ve dinamik bir unsurdur. İlk olarak tüm sağlık kurumlarının var oluş sebebinin hasta ve hasta yakınları dediğimiz misafirlerimiz olduğu gerçeğini en başta belirtmekte fayda var. Tüm hastane, sağlık kurumları ve çalışanlarının hem mesleklerini hem de hayatlarını devam ettirebilmek için ihtiyacı oldukları en önemli varlığın hasta ve hasta yakınlarının olduğu gerçeğini kabullenmek sağlıkta iletişimin önceliklerini belirlemek açısından çok önemli. Hasta ve hasta yakınlarımız yani misafirlerimiz varsa sağlık sektörü de var demektir. O halde sağlıklı bir iletişim kurmak için esas odaklanmamız gereken konunun, hasta ve hasta yakınlarımız ile empati yaparak misafirlerimizin yerine kendimizi koymak, etik, hakkaniyetli, eşit hizmet anlayışıyla ve öncelikleri çok iyi analiz ederek olaylara yaklaşmak olduğunu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

            Tabi hastalarımızın iyileştirilmesi ve sağlıklı yaşam kalitelerini yükseltmek adına tanı, tetkik, bakım ve iyileştirme aşamalarında her zaman çift taraflı iletişim gerekir. Hem sağlık çalışanı hem de hasta ve hasta yakınları tarafından tüm süreç ortak hedef doğrultusunda beraber, aynı ekibin parçaları şeklinde yürütülmelidir. Bir zincirin birbirini tamamlayan ayrılmaz halkaları şeklinde her aşamada kurulacak işbirliği çok daha kısa zamanda ve en etkili sonuçlara ulaşabilmek adına çok önemlidir.  

            Şimdi yaşamımızın her safhasında olduğu gibi sağlıkta da iletişim kurmamıza engel olabilecek etkenlerden bahsedelim.

 

            Hasta ve hasta yakınlarımız açısından bakacak olursak,

      * Önyargılar tehlikelidir. Albert Einstein’in dediği gibi, “atomları bile parçaladık, ama insanlardaki önyargıyı kırmak çok zor.”

      * Hasta ve hasta yakınlarımızla empati kurarak yaklaşmak gerekir, çünkü;

      * Ellerinde olmayan istemedikleri bir ilişki içindeler        

      * Tedirgin, endişeli, korkulu ve önyargıları var

      * Planlamadıkları bir harcama ile karşı karşıyalar

      * Yeni bir ürün değil, sahip olunan ve kaybedileni geri almaya çalışıyorlar ama bazen tamamı geri dönmüyor.

      * Hemen iyileşmeyi bekliyorlar, beklentileri büyük, sihirli eller var

      * Sabırsız, bitkin, yorgun, agresif, sıkılgan....

      * Sonucun olumsuz olabileceği ihtimaline hazır değiller

      * Mutlu değiller...

      İletişimin hep iki taraflı ele alınması gerçeğinden yola çıkarak şimdi madalyonun diğer tarafından değerlendirelim.     

      Sağlık çalışanları açısından bakacak olursak,

      * İşler çok yoğun, başımızdan aşmış

      * Hasta ve hasta yakınları için ayıracak zaman yok

      * Biz de insanız, bizim de maddi ve manevi sorunlarımız ve duygularımız var

      * İşimizi icra ederken teknolojik alt yapı zayıf

      * Tükenmişlik sendromu yaşıyor olabiliriz....

 

      Tükenmişlik Sendromu tüm sektör çalışanlarını ve özel hayatta herkesi tehdit eden bir sorun aslında. Hep aynı ve rutin işlerle uğraşmaktan, kendini tekrarlamaktan, yönetici ve ekip arkadaşları ile iletişimsizlik ve güvensizlik ile başlayan süreci biraz da iş yükü olumsuz etkilerse kişiler tükenmişlik sendromu tehdidi altında kalabiliyor.

      Tükenmeden önceki dönemde “tıkanmışlık safhası” var. Bu safhayı hissettiğimiz anda geri dönüş daha kolay. Hayattan zevk almamaya başladığınız, durgunlaştığınız, değişikliğe ihtiyaç duyduğunuz, tıkanmışlığı aynaya baktığınızda bakışlarınızda bile hissettiğiniz, sabahları zor uyanmaya başladığınız, toparlanmakta zorlandığınız, çabuk sinirlendiğiniz, sabırsızlaştığınız ve söz kesmeye v.b. davranışlar sergilemeye başladığınız anda tıkanmışlığı hissedip, tükenmemek için harekete geçmemiz ve düğmeye basmamız gerekiyor. Bu aşamada hayatı biraz renklendirmekte fayda var. 

      Tükenmişlik yaşayan kişiler iş veya özel hayatında, amaçsız, umursamaz, hedefsiz, üretmeyen, sorgulamayan, her an çatışma yaşayabilen, negatif, saldırgan, sorun hep karşıda bakışına sahip, motivasyonu düşük, her şeyi eleştiren ve yorgun bir yaşam tarzını benimsemiş davranışlar sergiliyor.             Şimdi, “söylediklerinizin hepsi doğru da ne yapmak lazım” diye düşünenleriniz mutlaka olacaktır..

      Tükenmişlik sendromuna yakalanmamak için her güne yine değil yeni bir gün olarak başlamak, sevgi, saygı, anlayış, hoşgörü, özgüven, empati ve sabırlı olmak adına çaba sarfetmek ve dünden hızlı olmak için kişisel gelişimimize mutlaka önem vermek zorundayız. Belki bir sohbette, bir gazete haberinde, bir makalede, bir yolculukta, bir kitapta, bir sorunda, ekip arkadaşında, yöneticinde, bir başarıda veya başarısızlıkta, bir üzüntü veya sevinçte, eşinde, ailende, mahallende, bakkalda veya markette, ... gelişim için çok fırsat var. Yeter ki bakmak ile görmek, yürümek ile koşmak, dokunmak ile hissetmek, duymak ile anlamak arasındaki farkın farkında olmak lazım.  

     

     

      HASTALIKTA VE SAĞLIKTA İLETİŞİM (2)

     

      Başta sağlık sektörü olmak üzere, hangi sektörde hangi mesleği icra ediyor olursak olalım, mesleki ve teknik bilgi ve becerilerimizin yanına mutlaka iletişim becerilerimizi, yönetimsel yeteneklerimizi ve ekip ruhumuzu katmamız gerekiyor. Her şey çok yolundayken iletişim ile ilgili küçük bir sıkıntı bir anda her şeyi olumsuza çevirebiliyor. (Ör: bir hastamız ağır ameliyat / yoğun bakım ve kaliteli bakım süreci sonunda aldığı hizmetten çok memnunken, taburcu olurken hasta danışmanı veya çıkarken otopark görevlisi ile yaşadığı küçük bir olumsuzluk bir anda memnuniyeti tamamen tersine çevirebiliyor)

 

      Hastalıkta ve sağlıkta doğru iletişim için hem sağlık çalışanlarına hem de hasta ve hasta yakınlarına düşen sorumluluklar var.

     

      Öncelikle başta hekim ve hemşirelerimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanları açısından bakalım.

      * Hasta ve hasta yakınlarımıza, işimize ve kurumumuza karşı sevgi ve saygı duymak

      * Dürüst olmak, eşit davranmak, güven duymak

      * Hasta ve hasta yakınlarımıza ilk karşılama ve güler yüz ile pozitif enerjimizi yansıtmak

      * Her hasta ve yakınını kendi anne, baba, kardeş, eş veya evladı gibi karşılamak ve konuk etmek,

      * Empati kurmak, önce karşı tarafı anlamaya çalışmak ve anladığını hissettirmek

      * Mesleki anlamda yeterli bilgiye sahip olmak ve kendini geliştirmek

      * Zamanında ve yeterli bilgilendirme yapmak, (20 dakika içinde toplam 1 dakika bilgilendirme yapıyoruz. Bilgilendirilmediğini düşünen hasta ve hasta yakınlarının oranı %50)

      * Hasta ve hasta yakınlarını hizmet sürecinde yanında ve ekip arkadaşı olarak görmek, işbirliği sağlamak

      * Eğitmek ve teselli etmek

      * Üstün dinleme becerilerine sahip olmak

      * Söz kesmemek. (söz kesmeden dinleme sabır sınırımız 17 saniye)

      * Göz ve yüz teması kurmak. Karşı tarafı değerli ve önemli hissettirmek  

      * Önyargılardan uzak olmak, endişeleri gidermek ve yüreklendirmek

      * Karşıdakine kendini ifade etme şansı vermek, (soru sorabilenlerin oranı % 20)

      * İletişim kurduğumuz kişiye ismi ile hitap etmek, nazik olmak ve şefkati esirgememek

      * Aynı amaç doğrultusunda ortak kararlar almak, uygulamayı da birlikte yürütmek

      * Tüm sorumluluğu hastayla birlikte üstlenmek

      * Hastaya dokunmak

      * Jargon kullanmamak. İletişimde mesleki terimlere yer vermemek

      * Öncelik analizini etkin yapmak / hiçbir ayrım yapmadan hizmet anlayışını hayata geçirmek

      * Karşısında misafirlerinin kendini güvende hissettiği bir sağlık çalışanı olmak çok önemli yetkinlikler...

      * Öncelikle hekimlerimiz başta olmak üzere sağlık mensubu çalışanları olarak mesleğin karşı tarafta hissettirdiği baskıyı, mütevazi kişiliği, olumlu tavır, sade ve anlaşılır bir davranış şekli ile azaltabilen ve karşı tarafın kendini rahat hissettiği bir iletişim ortamı yaratmamız gerekiyor.

      * İşimizi icra ederken ancak hasta ve yakınlarından alacağımız bilgiler ışığında tanı ve tedavi sürecini en doğru etkin şekilde sürdürebileceğimizi düşünürsek, karşı tarafın kendini ifade etmesine müsaade etmek ve konuşturmak için açık uçlu sorular sormak önemli. Sonu evet ve hayırla biten sorular kapalı sorulardır. Ancak karşı taraftan ihtiyacımız olan daha çok bilgiyi alabilmek için konuşmasını destekleyici açık uçlu sorular sormak gerekiyor.

      Örnek olarak: “Kendinizi nasıl hissediyorsunuz”, “en son bu ağrı olduğunda ne ile meşguldünüz”, “bu sıkıntı sizi nasıl etkiliyor”, “ağrının şiddetini tarif edebilir misiniz”, “bu sıkıntınız ne sıklıkta sizi rahatsız ediyor”,....

 

      Şimdi de sağlıkta iletişimin en etkin ve verimli şekilde gerçekleşmesi için hasta ve hasta yakınlarımızın bu doğrultuda dikkat etmesi gereken davranış tarzlarına değinelim.  

 

      * Sağlık çalışanlarının konuk ettikleri misafirlerine en etkin ve kaliteli şekilde hizmet sunmasının olmazsa olmaz en önemli şartlarından biri de hasta ve hasta yakınlarımızın iletişime katkıda bulunacak şekilde tavır ve davranışlar sergilemesidir.

      * Tabi hasta ve hasta yakınları olarak da, bizim için çaba gösteren ve biraz önce saydığımız özelliklere sahip hekim, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarına yardımcı olmamız gerekiyor.

      * Hasta ve hasta yakınlarının hakları yanında sorumlulukları da var tabi. Uyması gereken hizmet aldığı kurumun kuralları var. Bu kuralların hasta ve hasta yakınlarına daha iyi ve üstün kalitede hizmet vermek için alındığını hiçbir zaman göz ardı etmemek lazım.

      * Hasta ve hasta yakını olarak beklentilerimiz yüksek. Ancak istediğimiz hizmeti almak için olaylara önyargılı yaklaşmamak gerekir.

      * Mutlaka “GÜVEN” duymalıyız.

      * Hakkımızda doğru teşhis koyması gereken hekimimize vereceğimiz doğru ve eksiksiz bilgi için çaba sarf etmemiz lazım. Tanı, teşhis ve bakım süreçlerinde en büyük yardımcılarımızdan olan hemşireler ve radyoloji, nükleer tıp çalışanları, fizyoterapistler, diyetisyenler, hasta hizmetleri ve hatta temizlik sorumlularına kadar sağlık kurumunu temsil eden herkesle işlerini kolaylaştıracak şekilde iletişim kurmak gerekir.

      * Bilgi düzeyimizi artırmak için hastalığımız ile ilgili araştırıcı olmak en doğal hakkımız. Ancak hekimimiz üzerinde baskı kurmak, etkilemek, yönlendirmek amaçlı bu bilgileri kullanmamak lazım.

      * Hekim ile görüşürken daha önce geçirdiğimiz rahatsızlıkları, doğumsal, ailevi ve kronik hastalıkları söylemeliyiz

      * Hiçbir zaman başıma iş açarlar, bir sürü tetkik yaparlar diye düşünmemeliyiz, çünkü hayati tehlike arz edebilir.

      * Kullandığınız ilaçları eksiksiz belirtmeliyiz. Ör: kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyorsa girişimsel veya cerrahi bir müdahale söz konusu ise mutlaka önceden belirtilmeli.

      * Gerçek sıkıntımız ve beklentilerimiz hakkında detaylı ve doğru bilgi vermemiz önemli.

      * Gidilen hekimin doğru hekim olması önemli. Sıkıntımız ile ilgili doğru branş için vakit kaybetmemek adına bilmiyorsak danışmalıyız. Ör: İshal sorunu ile gidilen muayenede mide kanaması teşhisi konulabiliyor.

      * Muayeneye, işleme veya operasyona gelirken hazırlık için dikkat etmemiz gereken konulara karşı hassas olmamız çok önemli. Ör: Aç gelmek, ilacı zamanında almak veya almamak gibi,

      * İlaçların nasıl ve nereden alınması ve kullanılması gerektiğini iyi bilmeli. Mutlaka hekimden veya eczaneden bilgi almalı.

      * Diyet programlara çok dikkat etmeli. Ör: Ameliyat sonrası tedavi sürecinde, diyabet hastaları veya obez hastalar için..

      * Hastalarımız arasında acil muayene veya müdahale gerektiren, ameliyat olmuş, kanamalı veya travmalı, yaşlı ve bebek hastalarımıza her zaman öncelik verilmesi gerektiği bilinmeli. Her an aynı durumun bizim de başımıza gelebileceği unutulmamalı.

      * Randevu biraz gecikmişse bir önceki hastamız sebebiyle uzamış kritik bir süreç olabilir. Başka bir hasta ile ilgilenildiği için olduğunu unutmamak gerekir.

      * Aldığımız hizmeti yorumlarken somut veriler ışığında hareket etmeli, karşı tarafı yıpratmak, zorda bırakmak yerine daha yapıcı ve geliştirici olmalıyız. Bu sayede alacağımız hizmet kalitesine de katkıda bulunabiliriz.

      * Önerilen tavsiyelere uymak ve hatta basit durumlarda kendi bakımımızı evde kendimiz yapabilecek bilgi ve beceri düzeyinde olabilmek sağlığımız ve yaşam kalitemiz açısından çok önem taşıyor. Bu konuda biraz kararlı ve etkin olmak gerekiyor. Ör: İlk doğumunu yapmış annemizin çocuğunu doyurmak veya temizliği adına bakım süreçlerinde hemşirelerimiz ile beraber uygulamalı öğrenme sürecinde istekli aktif rol alması zorlukların üstesinden gelebilmek adına önemli detay.  İkinci bir örnekte, kalp rahatsızlığı geçiren hastamızın düzenli beslenme, kaliteli yaşam, kullanması gereken ilaçlar ve kullanmaması gereken sigara ve kontrollere zamanında gelmek gibi dikkat etmesi gereken kurallar konusunda hassas olması çok önemli.

     

HASTALIKTA VE SAĞLIKTA İLETİŞİM (3)

 

      Sağlık kurumlarından hizmet alırken hekimlerimizden, hemşirelerimizden, diğer sağlık ve destek çalışanlarından,  fiziki koşullardan, genel hizmet kalitesinden, yiyecek-içecek servisinden v.b. konulardan kaynaklı hepimizin mutlaka bir olumsuz anısı vardır. Yaşadığımız sıkıntıları kurumlara yazılı ve sözlü dile getirmek hem alacağımız hizmet kalitesini artırmak hem de ülkemiz adına  bizden sonra hizmet alacak diğer hasta ve hasta yakınları için çok önemli.

      Yaşadığımız sorunları dile getirme oranımız yalnızca 100 kişide iki kişi. Yani 50 kişide 1 kişi. Hizmet alan hasta ve hasta yakınlarımız herhangi bir sorun yaşadıklarında bu sıkıntıları genelde yazılı veya sözlü dile getirmiyorlar. Bu sebeple kurumların karşılaştıkları yazılı ve sözlü gelen herhangi 1 (bir) sorunu önce 50 ile çarpmaları gerekiyor. İçine atıp giden ve dile getirmeyen 49 kişi daha var çünkü. Daha sonra ise olumsuzlukların ülkemizde ortalama 21 kişi ile kulaktan kulağa paylaşıldığını düşünürseniz kısa süre içinde toplamda 50x21 kişi üzerinden 1050 kişinin bu olumsuzluktan haberdar olması ihtimali var.

      Bu sebeple, hasta ve hasta yakınları olarak yaşadığımız problemleri yazılı ve sözlü dile getirerek geri bildirim oranlarını artırmak ve ziyaret ettiğimiz kurumların hizmet kalitelerine katkıda bulunmak mümkün.

      Hiçbir kurum gelen olumsuz eleştiri veya şikayeti dikkate almamak gibi bir lükse sahip değil. Kurumlar için gelişim adına en büyük fırsatlar alınabilen şikayet ve memnuniyetsizliklerde yatıyor.

      Ör:  Araştırmalar sonucu % 97 hasta ve hasta yakını (misafir) memnuniyeti olan bir sağlık kurumu için % 97’lik memnuniyet değil asıl odaklanılması gereken % 3 ile memnuniyetsizlik olmalıdır. Olumsuzluğa sebebiyet veren detaylara mutlaka hakim olunmalı. Kurumsal gelişim adına “her şikayeti bir armağan olarak ele almak”gerekiyor.

      En önemli noktalardan biri de şudur ki, misafirlerimizden alınan geri bildirimler sonucu mutsuzluklarının büyük bir oranda iletişim ile ilgili olduğu gözleniyor. Ör: benimle ilgilenmediler, yüzüme hiç bakmadılar, bilgi vermediler, yüzleri de hiç gülmüyor, göz ve yüz teması yok, beni önemsemiyorlar, gibi ifadelere sıkça rastlıyoruz. “Beni yanlış muayene ettiler, bana yanlış teşhis koydular, yanlış ilaç yazdılar,..” şeklinde mesleki yeterliliği değerlendirenlere genelde rastlanmıyor. Büyük çoğunluk aldığı hizmet ile ilgili memnuniyetini iletişim ile ilgili standartlarla değerlendiriyorlar.  

      Bunun yanında teknik altyapı, havalandırma, kafeteryalardaki ürün çeşidi, otopark hizmeti, yemeklerin lezzeti veya ışıklandırma gibi konularda var. Gerçek şu ki pozitif yaklaşım, güler yüz ve etkin iletişim, yemeğin lezzetini ve sıcaklığını, odanın ısısını, havalandırmayı, ürün çeşidini, otopark sorununu, kısaca girişten çıkışa kadar ki tüm genel hizmet kalitesini olumlu veya olumsuz mutlaka etkiler. “Gülümsemek için 16, somurtmak için 33 kas çalıştırmak gerekiyor”. Siz her sabah önce aynada kendinize gülümseyerek güne başlayın. Güne nasıl başlarsanız öyle gider.

      Her iletişim ortamı aslında kendimizi geliştirmek adına bir fırsat. Tüm bu süreçlerden bizi bir adım öteye taşıyacak farkındalıkları yakalamak elimizde.

      Tüm bu yazdıklarımızdan faydalanabilmek için önce kendimizi sorgulayabiliyor olmamız lazım. Her fırsatta kendimize ayna tutmayı başarmak gerekiyor.  Biz aynaya niye bakarız? Fiziki görünüşümüz için, varsa bir aksaklık düzeltelim diye.

      Yalnızca fiziki görüntümüz için değil de duygusal, ruhsal ve psikolojik açıdan da kendimize ayna tutabiliyor olmamız çok önemli. Aynaya bakınca yalnızca fiziki görünüşü değil diğer yönlerimizi de görebilmek gerekiyor. Bu sayede her koşulda olumlu veya olumsuz yaşadığımız her iletişim ortamında kendimizi sorgulayabilir ve hatta bir adım ötesinde “kendimizi eleştirebiliriz”. Kendimizi özeleştiriyor olmanın yanında başkalarının da bizi eleştirmesine olanak sağlamak çok önemli. Bu çok büyük bir yücelik aslında. Eleştirileri yapıcı yapmak ve almak gerekir. Bunu her fırsatta yapabiliyor olmak hem kendimizi tanımak, kendimizle barışık olmak, özgüven sahibi olmak, duygularımızı kontrol altına almak, hem de iletişim kurduğumuz herkesin duygularını anlamaya çalışan bir birey olmamızı sağlar. Bunu başarmak, özel ve iş hayatımız için olumsuzlukları dahi kişisel gelişimimiz adına fırsata dönüştürebilir.

      İlk adımımız hayata biraz daha olumlu bakmak olabilir. Hayata pozitif bakmak polyannacılık değil. Hepimizin diğerinden fazla dert ve sıkıntısı var. Bunlar hayatın gerçekleri. Gerçek pozitif bakış, ne kadar zor koşullarda bulunursak bulunalım gerçekleri görmek, zor koşullarında üstesinden gelebileceğimize inancımızı hiç kaybetmemek ve kararlı olmaktır.

      “Kimi pozitif enerji var kanseri iyileştiriyor, kimi negatif enerji ise sağlam insanı kanser ediyor.”

      İçinde bulunduğumuz koşullar ne olursa olsun, bir adım öteye geçmek ve gelişim için değişim şart. Her zaman her konuda değişime açık olmak gerekli. Bu yazımızda okuduğunuz konularla ilgili en az bir konuda değişmekle başlıyor süreç. Küçük bir adım aslında büyük başarıların başlangıcı oluyor. Tabi değişim dediğimiz sözcük söylenirken çok basit. Ama uygulamada kolay değil. Değişim için öncelikle sabırlı ve inançlı olmak lazım. Değişim kişinin kendini rahat hissettiği konfor alanı dediğimiz alışkanlıklarının dışına çıkmasını gerektirir. Bu da rahatsızlık verir. Bunun üstesinden gelmek için ilk adımla başlayıp sonra tekrar tekrar doğru bildiğimiz davranışı sergilemeli ve bunu kalıcı hale getirip alışkanlıklarımıza dahil etmeliyiz.

 

      Melih Cevdet ANDAY ne güzel dizelemiş...

 

      Bu akşam da gönlümüzce bitmediyse gün

      Demek tümü bizim omuzlarımızda yükün

      Gelin buna bir çare bulalım

      Bunca olduğumuz gayri yetmiyor

      Yarın daha iyi adam olalım

      Yarın daha sağlam, daha akıllı

      Yarın daha sevdalı, daha haklı

      GÜNÜN BİZE BAĞLI OLDUĞUNU BİLELİM....

 

      Herkese sağlıklı ve huzurlu günler dilerim.  

 

      Levent Galip YEŞİL   

      Bireysel ve Kurumsal Eğitim ve Yönetim Danışmanı